Nevşehir’de çocuk yaşta üretilen küçük çözümlerle filizlenen üretme merakı; Yıldız Teknik Üniversitesi’nde şekillenen mühendislik disiplini ve 35 yılı aşan sanayi tecrübesiyle bugün güçlü bir sanayi birikimine dönüştü. METPLAS Yönetim Kurulu Başkanı Arif İzzet İlter, teknik üretimden markalaşmaya, oradan Avrupa’ya uzanan sanayi yolculuğunu ve Türkiye plastik sektörünün dönüşümüne dair değerlendirmelerini anlattı. İlter, üretimin yalnızca makine ve sermaye değil; emek, sabır ve vizyonla büyüyen bir değer olduğunun altını çiziyor.
Türkiye’de sanayi denildiğinde çoğu zaman makine parkı, kapasite rakamları ve ihracat verileri konuşulur. Oysa bu tablonun arkasında, çoğu zaman çocukluk yıllarında filizlenen bir üretme içgüdüsü, emeğe dayalı bir öğrenme süreci ve uzun soluklu bir sabır yolculuğu vardır.
METPLAS Metal ve Plastik Sanayi AŞ’nin kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Arif İzzet İlter, bu yolculuğun en sahici örneklerinden biri. Nevşehir’de, sanayi ve ticaretle doğrudan bağı olmayan bir ailede başlayan hayatı; Yıldız Teknik Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi, Türkiye’nin sanayileşme yıllarında edinilen fabrika tecrübeleri ve nihayetinde bugün Avrupa’ya uzanan bir marka hikayesine dönüşüyor. Teknik üretimden markalaşmaya, oradan global bir sanayi yapısına uzanan METPLAS yolculuğunu tüm boyutlarıyla konuştuk.
Çizim ve üretme yeteneğiniz çocukluk yıllarınıza uzanıyor. En başından beri böyle miydi?
Evet, bunu çok net söyleyebilirim; bu iş çocuklukta başladı. Aslen Nevşehirliyim. Rahmetli babam öğretmendi. Ailemiz sanayiyle, ticaretle iç içe bir aile değildi. Ancak benim elim her zaman yatkındı, bir şeyler üretme ve çözüm bulma isteğim vardı. Bugün dönüp baktığımda, bunun aslında mühendislik refleksi olduğunu görüyorum. Bir ihtiyacı görüp ona çözüm üretmek… Bu duygu hiç kaybolmadı.
Mühendislik hayali de o yıllarda mı şekillendi?
Kesinlikle. Hep mühendis olmak istedim. Allah da nasip etti; Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazandım. İstanbul’a geldiğimde hem şehir hem üniversite benim için çok farklı bir dünyaydı. Okul ortamını ilk gezip gördüğümde Yıldız Parkı’nı aratmayan ortamdan çok etkilendim. Öğrencilerin genellikle rahat ve keyifli olduklarını hissettim. Bu arada okulun gece bölümünün de olduğunu öğrendim. O anda branşımla ilgili bir işte çalışarak gece öğrenimine devam etmenin arzusuna kapıldım. Zira eğitimle iş yeri bilgi ve tecrübesinin beraber yürümesinin bana çok fayda ve imkanlar sağlayacağına inanıyordum. Ayrıca da ailemin yükünü de azaltmış olacaktım. Ancak gündüz bölümüne kaydımı yaptırmış olduğum için gece bölümüne geçiş sürecim biraz yorucu olsa da gerçekleşince çok mutlu oldum. Gece bölümü bir yıl daha fazla, yani beş yıldı. Hafta içi akşamları 18-23 saatleri arası ve cumartesi günleri de yarım gün ders vardı. Tabii ki çalışan bir öğrenci için oldukça ağır bir programdı. Bu zor meşakkatli dönemin bir genç için birçok fayda ve kazanımları da çok değerli. Her şeyden önce zamanın ne kadar kıymetli bir şey olduğu hiç aklınızdan çıkmıyor.
O dönemde aynı zamanda çalışmaya da başlıyorsunuz…
Evet. Bir süre sonra önemli bir holdingin yan kuruluşu olan bir fabrikada plastik imalat bölümünde işi başladım. O dönem için oldukça teknolojik imkanlara sahip bir fabrika olması benim için büyük şanstı. Kısa sürede üretimin her aşamasına hakim oldum. Daha öğrenciliğim devam ederken o bölümün yöneticiliğine getirilmem beni daha da başarılı ve azimli kıldı.
Böylesi bir kariyer varken kendi işinizi kurma fikri nasıl doğdu?
Kazancım iyiydi, hatta çok iyiydi. Ama mesele para değildi. Kendi işimi kurma isteği vardı. Bir süre daha yöneticilik yaptım, sonra birkaç makine alarak kendi yoluma çıktım. İlk müşterilerim de daha önce çalıştığım fabrikaların patronları oldu. Bu da işin başında bana ciddi bir güven avantajı sağladı.
METPLAS’ın kuruluş hikayesini buradan mı başlatmalıyız? Kuruluş hikayeniz ve bugün geldiğiniz noktayı nasıl özetlersiniz?
METPLAS Metal ve Plastik Sanayi A.Ş., 1988 yılında İstanbul’da sınırlı imkanlarla; plastik ve metal sanayisini kalite odaklı üretim anlayışıyla bir araya getirme hedefiyle kuruldu. Güçlü sermayeden çok üretime olan inanç, disiplin ve doğru iş yapma kararlılığıyla büyüdü. Bugün 35 yılı aşkın tecrübesiyle ihracat yapan, istihdam oluşturan ve sektöre değer katan bir sanayi kuruluşu konumunda. Yenilikçi yaklaşımımızın bir yansıması olan Rubikap markamızla da Avrupa’da bilinen ve tercih edilen bir Türk markası olmanın gururunu yaşıyoruz.
Şirketin büyüme sürecinde dönüm noktası olan aşamalar nelerdi?
METPLAS Metal ve Plastik Sanayi A.Ş.’ın büyümesindeki en önemli dönüm noktaları; kuruluş yıllarında fason üretimle kazanılan teknik uzmanlık, 2000’li yılların başında kendi markalarına odaklanarak kurumsal kimliğin güçlendirilmesi ve 2009’da ihracata başlanması oldu. Son olarak 2024’te Rubikap GmbH’nin kurulmasıyla Avrupa’daki varlığı kurumsal bir yapıya kavuştu. Bu süreç, METPLAS’ın teknik üretimden markalaşma ve globalleşmeye uzanan gelişim yolculuğunu şekillendirdi.
Türkiye plastik sanayinin mevcut durumu ve gelişim potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye plastik sanayi bugün hem üretim kapasitesi hem de ürün çeşitliliği açısından oldukça güçlü bir noktada bulunuyor. Avrupa’nın sayılı üretim merkezlerinden biri haline gelmiş durumdayız. Girişimci yapımız, esnek üretim kabiliyetimiz ve hızlı adaptasyon yeteneğimiz dünya pazarlarında önemli bir rekabet avantajı sağlıyor. Ancak sektörün bazı yapısal sorunları da göz ardı edilemez. Hammadde temininde dışa bağımlılık, küresel fiyat dalgalanmaları ve enerji maliyetleri sanayicinin en büyük baskı unsurları arasında yer alıyor. Ayrıca kalifiye iş gücü eksikliği ve mesleki eğitimin yetersizliği de üretimde verimliliği sınırlayan faktörler arasında yer alıyor.
Hammadde ve enerji konularında sanayicilerin yaşadığı sıkıntılara yaklaşımınız nedir?
Bu üç başlık bugün Türkiye’de üretim yapan hemen her sanayicinin gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Biz METPLAS olarak hammadde tarafında tedarik zincirimizi çeşitlendiriyor, stok planlamasını uzun vadeli stratejilerle yönetiyoruz. Enerji tarafında verimlilik yatırımlarını önceliklendiriyoruz. Otomasyon ve proses iyileştirmeleriyle enerji tüketimini azaltmaya çalışıyor, yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda fizibilite çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Dijitalleşme, otomasyon ve sürdürülebilirlik vizyonunuzdan söz eder misiniz?
Dijitalleşmeyi yalnızca bir yazılım yatırımı olarak değil, üretim kültürünün dönüşümü olarak ele alıyoruz. ERP ve üretim izleme sistemleri sayesinde tüm süreçleri anlık olarak takip edebiliyoruz. Otomasyonu insan gücünün alternatifi değil, onu destekleyen bir araç olarak konumlandırıyoruz.
Yat sektöründe cam yerine polikarbonat ve kırılmaz ürünlerin tercih edilmesinin nedenleri nelerdir?
Yat ve denizcilik sektöründe malzeme seçimi yalnızca estetik değil, güvenlik ve performans açısından da büyük önem taşıyor. Cam, şık bir malzeme olmakla birlikte ağırlığı ve kırılgan yapısı nedeniyle deniz ortamında ciddi riskler barındırıyor.
Polikarbonat ise camdan yaklaşık yüzde 50 daha hafif olmasına rağmen, darbe dayanımı çok daha yüksek bir malzeme. Bu özellik, yatlarda hem güvenliği artırıyor hem de yakıt verimliliğine katkı sağlıyor. Ayrıca ısı ile şekillendirilebilir yapısı, üreticilere ciddi bir tasarım özgürlüğü sunuyor.
METPLAS olarak yat ve denizcilik sektörüne hangi çözümleri sunuyorsunuz? Ürünlerinizin bu alandaki avantajları nelerdir?
METPLAS Metal ve Plastik Sanayi A.Ş., Rubikap markasıyla yat ve denizcilik sektörüne özel polikarbonat mutfak ve servis ürünleri sunuyor. Bardak, tabak, kase ve depolama ekipmanları; kırılmaz, hafif ve gıda güvenliğine uygun yapısıyla deniz koşullarında güvenli ve uzun ömürlü kullanım sağlıyor. Yüksek optik parlaklık ve UV dayanımı sayesinde cam şıklığını koruyan ürünler, estetik görünümün yanı sıra yatlarda yük dengesine katkı sağlayan hafifliğiyle de avantaj sunuyor. Böylece güvenlik, dayanıklılık ve estetik bir arada sağlanıyor.
Bugün Türkiye’de bir sanayicinin ayakta kalabilmesi için okuyucularımıza ne mesaj vermek istersiniz?
Bugün sanayici olmanın en temel şartı değişime uyum sağlamaktır. Yenilikçilik, mali disiplin, teknolojiye yatırım ve güçlü bir ekip olmazsa olmazdır. Ancak tüm bunların üzerinde duran en önemli değer dürüstlük ve itibardır. Kriz dönemlerinde firmayı ayakta tutan en büyük sermaye de budur. Bir sanayicinin en büyük gücü makinesi ya da sermayesi değil, itibarıdır. Kısa vadeli kazançların değil, uzun vadeli güvenin peşinden gidilmelidir. Biz METPLAS ve Rubikap olarak bu anlayışla yolumuza devam ediyor, Türk sanayisinin geleceğine yürekten inanıyoruz.

